İlk günkü boğaz yarışında, Kandilli Burnunda havasız kalıp karşı kıyıya Akıntı Burnuna geri sürüklenmemizden mütevellit, 6.lık elde ettik :( İkinci günkü 2 şamandıra yarışında da 2. olarak, genel sıralamada 2. olduk.
Yarışın detaylı yorumunu, zamandan zaman çalabildiğimiz zaman hazırlayacağız...
Şimdi yarışın yorumu için Cem'e kulak veriyoruz:
Uzun bir aradan
sonra yine birlikteyiz. Geçen zamanda neler yaptığımızı kısaca aktarayım:
2009 Marmaris yarış haftası sonrası toplandık,
önümüzdeki yılın programını yapmak için saatlerce gevezelik ettik ve sonuca
varamadan dağıldık. Karar daha sonraki yazışmalara kaldı, ekip farklı
şehirlerde yaşadığı için yarış haricinde kolaylıkla bir araya gelemiyoruz. Yazışmalar
sonucunda Rıdvan arkadaşımızın arzusu üzerine BAYK Kış Trofesi'ne katılmama
kararı aldık. Rıdvan ailesiyle birlikte daha fazla zaman geçirmeyi istedi. Bize
düşen de buna saygı duymak oldu. Böylece aylar boyunca muhatap olduğumuz “kış
trofesine neden katılmıyorsunuz” sorusunun cevabını da buradan vermiş oluyorum.
Suçlu Rıdvan ve ona destek veren Serim Kardeşler. Katılmadık ne
oldu:
Artıları -
teknemiz ve yelkenlerimiz yıpranmadı, bütün kış Bodrum yollarını arşınlamadık.
Eksileri - ekip antrenman
yapma fırsatı bulamadı ve zihinsel olarak yarış ortamından koptu.
Fazla sayıda
yarışa katılmak bence ekipte bıkkınlık yaratıyor. Rekabetin daha yoğun olduğu,
az sayıda yarışa katılmayı daha doğru buluyorum.
Yarış hikayesinden önce klasik hale gelen
tırmanış hikayelerinden biri daha, bıktırana kadar devam:
Bol hareketle
geçen kış sezonu ardından sıcaklar bastırmadan güzel bir tırmanış daha yapalım
dedik. Mayıs başında Feride, Halit ve ben üçlüsü Fethiye Babadağ niyetiyle yola
çıktık.Yolda sırasıyla Honaz, Dedegöl, Geyik Dağları'nı kafamızda inip
çıktıktan sonra Tahtalı' da karar kılındı. Antalya Kemer'e (pardon Rusya)
varmamız gece 01:00. Uyduruk bir yemekten sonra Tekirova'da yatıyoruz. Sabah
araçla Beycik ve yürüyüşe başlıyoruz. Buradan semer denilen bölgeye kadar sedir
ormanları arasında harika bir yürüyüş yapıyoruz. Aynı zamanda Likya Yolu'nun da
bir parçası. Böylece Likya Yolu'nu da Kalkan-Kaş arası bölümü hariç tamamlamış
oluyoruz. Halit geçen sene Hisarçandır'da yediğimiz kuzugöbeği mantarının
tadını unutamadı.Yolda gördüğü her mantarı yemeğe kalkıyor, ben teşvik
ediyorum, Feride engel oluyor. Semer bölgesinde (1800 m) kamp kurmayı ve geceyi
geçirmeyi teklif ediyorum. Zirvede teleferik olduğunu ağzımdan kaçırmış olduğum
için kabul ettiremiyorum.Yemek rüyaları ile trans halindeler. Zirve yoluna
düşüyoruz, semerden sonra tek bitki yok, çıplak taş. Teleferik uzaktan göründü.
Yemek molası ve devam.Yer yer karlar arasından geçip zirveye varıyoruz (2350 m).
Yine Rusya'dayız. Bilet satan kişi Türk çıkıyor, hararetle memleketten
bahsediyoruz. Bu kadar güzel tırmanıştan sonra zirvedeki teleferik tesisi
içimizi sızlatıyor. Beş saatte çıktık, 20 dakikada indik. Seneye Doğu yüzünden
çıkmak üzere sözleştik.
Şimdi yarış
hikayesi:
Öncelikle
yarışsız geçen kış sezonunda blog’umuzu canlı tutmaya çalışan Arda'ya
teşekkürler.
Önceden
kararlaştırılan yarışın zamanı yaklaştıkça bizi bir telaş aldı, tekne hazır
değil, güneyden İstanbul'a çıkması gerek, ekipten ses yok.
Sırasıyla
arıyoruz, cevaplar söyle:
Arda – Uzak Doğu’dayım,
yakında dönerim?
Tolga -
Japonya'dayım, kapat çok yazıyor?
Rıdvan - Ben
çalışıyorum ??? (en çok buna şaşırdım)
Müştak - Ben yeni
evlendim, gelemem (en çok buna sevindim)
Ali - Fransa'dan
tekne getiriyorum, varınca ararım?
Haldun -
Bisikletle Semerkand'a gitti ??
Serdar - Yeni iş
kurdum, çok yoğunum.
Alp ve ben de
yeni çıkaracağımız model ile uğraşıyoruz. Bu şartlar altında boş verelim derken
ekip yine bir araya geliverdi. Ali ayağının tozuyla teknenin Datça-Çeşme
seferini yaptı. Biz karaya çekilmesi, zehirli boya vb. gibi işler, Ali
İstanbul'a devam. Eline sağlık Ali.
Bosphorus Cup:
Yarıştan önceki gün ekip Fenerbahçe Marina'da toplandı. Yeni dümencimiz Kemal Muslubaş. Haldun ile ayırt edebilmek için 5m’den daha yakına gelmeniz gerekiyor.
Antrenman güzel geçiyor, düşündüğüm kadar dökülmüyoruz.
Yarış sabahı hazırlıkları tamamlayıp, Boğaz'a doğru yola çıkıyoruz. Start öncesi heyecanlıyız, uzun ara verdik, bakalım neler olacak. Yarış başlayınca alıştığımızın dışında tavırlar bize geçmişte yaşadıklarımızı düşündürüyor: Arif Gürdenli iskele kontra yaklaşıyor, biz sancak kontra. Arif sesleniyor, “Kemal geçebilir miyiz?”. Kemal cevaplıyor “elbette, buyurun”. Yarış süresince bu filmi birkaç kez izliyoruz. Medeniyet güzel şey, biz de alışacağız.
İlk orsa ayağında havanın düşmesiyle Kanlıca Burnu'nda takılıyoruz, kıyıya değercesine attığımız tramolalar beklenen sağanak gelmeyince boşa çıkıyor, Akıntı Burnu'na geri dönüyoruz! Bu bocalama pahalıya patlıyor, yarışın sonuna dek farkı kapatamıyoruz, 6. oluyoruz.
Ertesi günkü şamandıra yarışlarında ilerleme kaydediyoruz, iki adet ikincilikle genel sıralamada ikinciliğe yükseliyoruz.
Son yarışta yaptığım hata birinciliğimize mal oluyor: Hava sertleşince tekne hızlandı, parkur da kısa. Ters kontrada kalan gönderi yerine almakta geç kaldım, offset şamandırada elim ayağım birbirine dolaşınca olanlar oldu. Kendime kızgınlığımdan etrafa bağırmaya başladım. Böyle zamanlarda 2. veya 3. adamdan ufak bir destek, balonun da daha hızlı yünlenmesi problemi yumuşatır. Her şey bir arada gelir ya tekneden de düşüyordum neredeyse, son anda tutunup kendimi içeri attım. Müştak yüzünde milli takım gol kaçırmış gibi bir ifade ile bana bakıyor.
Kemal yarış süresince sakin ve hakim görüntüsüyle bize güven verdi. Doğru seçim yapmışız. Tekneye alıştığı zaman çok iyi sonuçlar alabileceğiz.
0 comments:
Yorum Gönder