25 Eylül 2008

Datça'dan St. Tropez'e bir uzun yol...

St. Tropez'e gitmeye ve Türkiye'yi temsil etmeye hak kazandık, tabi ki kızımız M.A.T. 12 ile gideceğiz. Datça - St. Tropez transferini, Ali, Tolga, sevgili Metin Abi ve sevgili Nida gerçekleştiriyor. Yol hikayesini dinlemek için Nida'ya kulak veriyoruz.


On altı günlük yolculuğumuz 10 Eylül saat 10:30’da Datça’dan yola çıkarak başladı. Dört kişilik transfer ekibimiz: Ali Somer, Metin Aydemir, Tolga Serim ve Nida Şafak.

Ali ve Tolga Aynı zamanda yarış ekibinden. Transferimizdeki kaptanımız Ali. İlk durak Symi adasında gerekli çıkış işlemlerini hallettikten sonra 15:30’da Yunan adalarına doğru yelken açtık.



Yunan adalarının civarı alışılageldiği gibi pek de sakin değildi. Rüzgarın şiddeti yanında, dalga boyları ilk gece için yorucu oldu diyebiliriz. Amaç, ilk gece gidebildiğimiz kadar yol katetmek. Gece 03:00’da Astipalia adasının küçük limanına bağlandık. Ertesi sabah güzel rüzgarlarla yelkenlerimizi açtık yine.

Bir sonraki uzun parkura daha dinlenmiş başlamak için 11 Eylül akşamını İos adasında konaklayarak geçirdik. İos şirin ve ihtiyaçlarımızı gidermek/dinlenmek adına ideal bir ada.

12 Eylül sabahı erkenden yola koyulduk. Daha katedilmesi gereken çok yol var... Amargos, Santorini, Paros, Mykanos adaları ve yüzüstü yatan dev bir dinazora benzeyen Sifnos adası da arkamızda kaldı. Akşamüstü çıkan rüzgarlarla doldurduk yeniden yelkenlerimizi. Yunuslar refakatçimiz oldular bu güneşli günde...

Nöbetleşe dinlenmelerle ekip dinç. Sabah 05:00’da Corinth kanalına vardık. İşlemlerimiz hemen halloldu ve fazla bekletmeden geçişimize izin verdiler bu 3 millik insan yapısı, yüksek duvarlı kanalı. Gece olmasına rağmen, büyük gemilerin geçerken duvarlarda bıraktıkları izler kanalın solgun ışıklandırmasında seçilebiliyordu.

13 Eylül öğlen 12:00’da yeni durağımız Galaxidhi sahil kasabasına vardık. Galaxidhi pırıl pırıl, şirin bir kasaba. Ekipten üç kişinin daha evvelki bir transferde uğrak yerlerinden. O zamandan tanınan Polaris adamımız. Bir şey lazım olduğunda önce O’na soruluyor. Nereye baksan, Polaris’i bir köşede oturmuş içkisini, sigarasını içerken görebiliyorsun. Halk çok sıcak ve yardımsever. Sabah 09:00’da Galaxidhi ve Polaris’e veda ediyoruz. Öğlenki hava yelkenleri açmamıza olanak sağlıyor. Pırıl pırıl bir gün ve ekibin keyfi yerinde...

Yaklaştıkça Yunan anakarası ile Mora yarımadasını birbirine bağlayan 2.500m’lik Patras köprüsünün görkemine şahit oluyoruz. Dev kadehler gibi ayakları ve beyaz dantel gibi halatları ile bu köprünün altından geçmek,bizce üzerinde olmaktan daha ayrıcalıklı bir manzara...

Sorunsuz bir parkuru daha arkamızda bırakıp, rotamızda küçük bir değişiklik yaparak Lefkas adasına gitmeye karar veriyoruz. Başucu kitabımızdan öğrendiğimiz kadarı ile zengin dokusu ve kanalı ile görülmeye değer bir ada. Gece 00:45’de adanın güney doğusundaki Sivota Bay koyuna bağlanıyoruz. Amacımız sabah erkenden adanın merkezine çıkıp biraz çevreyi gezmek ve kanaldan geçmek. Fakat hava şartları izin vermiyor... Gece patlayan fırtına ile tüm ekip ve koyda demirli tüm tekne sahipleri yataklarından fırlıyor. Tarayan demir biraz aksiyonlu bir gece yaşatıyor. Sağanak yağmur, şimşekler ve şiddetli rüzgar altında nihayet teknemizi karaya bordalıyabiliyouz.

Fırtına sonrası dingin hava sabah ciğerlerimizi dolduruyor. Fakat meteoroloji havanın tekrar bozacağının sinyallerini veriyor. Koydan çıkan yelkenlilerin sırayla geri dönüşlerini izlerken, o geceyi de Sivota Bay’da geçirmeye karar veriyoruz. Ertesi gün 37 saatlik Adriyatik geçişine başlayacağımız için dinlenmek gerek...

Sivota Bay, eskiden zeytin ve zeytinyağı üretiminin yapıldığı, sadece deniz yolu ile ulaşılabilinen bir koy. Yüzyıllık heykelleşmiş zeytin ağaçları ve hepsi artık birer cafe-restauranta dönüştürülmüş Mengenler ile dolu. Koy yelkencilerin (çoğunlukla İngiliz ve Alman) uğrak yeri. Görecek fazla bir şey yok ama sığınmak için uygun bir koy.

Tüm gün aralıklarla yağan yağmur ve şimşekler, gece yerini sakinliğe bırakıyor.16 Eylül 08:30’da sabah güneşi ile yola çıkıyoruz. Tüm ekip hava şartlarına hazırlıklı giyinmiş, dinlenmiş. Güneşli ve rüzgarlı günde yelkenlerimizi basıyoruz. Yunuslar yine yol arkadaşı.

Öğlen arkamızda bıraktığımız kara manzarası daha da küçülürken, birkaç mil önümüzdeki gri yağmur duvarlarına daha da yaklaşıyoruz. Artık güneşi de kaybettik. Rotamızdan fazla sapmadan fırtınanın etrafından dolaşmaya çalıştıysak da, öğleden sonra kendimizi 38 knot’lık havanın içinde bulduk. Keyif almadığımızı söylemek yanlış olur :)



Bir anda içine girdiğimiz gümüşi kutu, şiddetli yağmuru ve rüzgarı ile tüm tuzumuzdan arıttı bizi. Havayı en kuvvetli hissettiğimiz anda çalan Pink Floyd, tecrübemizi daha keyifli bir hale getirdi :) Sonrasında açan güneşte kuruduk. Artık tamamen denizle çevrili manzaramızı ve denize gömülen güneş batımını; yine arkamızdan gelen bulut ve şimşekler takip etti. Dinlenmeye hiç fırsat bulamadan patlayan fırtına en zorlu ve uzun gecemizi yaşattı.

Akşam yemeğimiz; şartlar konserve açmaya bile izin vermediği için bir avuç zeytin, biraz bisküvi ve çikolata olabildi... Mühim olan enerjimizin yerinde olması... Seyri rahat geçirmek için yelkenlere takviye olarak motor gücünü de kullandık. Her şeye rağmen ana yelkenin üstten iki cetvelini fırtınaya hediye ettik. Neredeyse tüm yol boyunca rüzgarı orsadan alıyor olmak,açıkçası işleri pek de kolaylaştırmadı...

Zorlu geçen geceden sonra, gündüz azalan rüzgarımız ve sıcak güneşin altında, artık sancağımızda İtalya karasını görerek yolumuza devam ettik.17 Eylül akşam (artık İtalya saati ile) 20:30’da Messina limanına giriş yaptık. Messina boğazı deniz trafiğinin oldukça yoğun ve akıntının fazla olduğu bir boğaz. Karşı kıyısı Regina ile aralarında devamlı feribot seferleri ve balıkçı kayıkları gidip geliyor. Geçiş yapan diğer gemi ve tekneler de cabası.

Yunan adalarından sonra ilk defa kalabalık ve trafikli bir durak Messina. Liman rahat, derinlik inanılmaz. Ertesi sabah eksiklerin giderilmesi ve gerekli hazırlıklardan sonra,14:00’da ayrılıyoruz Messina’dan. Yeni rotamız Capri adası. Tüm ekibin ilk defa gideceği bir ada. Muhtemel bir poyraz fırtınası haberi alıyoruz. Plan Capri’de kalıp, havanın biraz dinmesini beklemek. Önümüzde 20 saatten fazla sürecek bir yol daha var. Gün batımı ve Messina çıkışındaki adaların kızıllığı görülmeye değer. Önümüzde hala dumanı tüten Strambolini volkanik adası. Hava karardıkça ve adayı arkamızda bıraktıkça, yanardağın tepesinde görünen kırmızı lavlar daha rahat seçiliyor. Rüzgarımız az ne yazıkki. Gece ilerledikçe sadece motor gücü ile yol alıyoruz. En sakin gecemiz...

19 Eylül öğlen Capri adasına varıyoruz. Hava hafif yağmurlu. Marinada verilen yer pek hoşumuza gitmiyor. Bu da ne yazık ki, Sivota Bay’den daha rahatsız bir gece geçirmemize neden oluyor. Marinada olmamıza rağmen halatlarımız hasar görüyor ve rahat bir uyku uyuyamadan güne başlıyoruz. Adada görülecek pek bir şey yok fakat, tüm gün gidip gelen feribotlarla inanılmaz bir turist akışı var.

20 Eylül 11:30’da Capri adasından kaçıyoruz. :) Rüzgarımız kuvvetli, gece yolculuğu keyifli geçiyor. Şimdiki rotamız Roma. İtalya kıyılarının 5-6 mil açığından seyir ediyoruz. Geceler oldukça soğuk. Tüm yolculuk boyunca denizi aydınlatan ay, yine görevini yapıyor.

Karadaki ışıklar ve bir yerlerde patlayan havai fişekler şıkır şıkır parlıyor. Sabah 03:00’da Porto Di Roma’ya giriş yapıyoruz. Marina terk edilmiş gibi.

Gece anonslarımızı duymayan marina görevlileri; sabah erkenden bizi uyandırıp, bağlanmamız için başka bir yer gösteriyorlar. Hava kapalı. Porto Di Roma oldukça büyük, içinde birçok cafe-restaurant ve mağazaların/dükkanların bulunduğu bir marina. Pazar günü olduğu için, dışarıdan gelen birçok misafir marinayı panayır yerine döndürmüş.

Tüm gün tekne ilgili iş ve ihtiyaçları tamamladıktan sonra küçük bir hesap yapıyoruz. St Tropez’e varmak için önümüzde yeterli günümüz olduğundan, bir sonraki akşam yola devam etmeye karar veriyoruz. Böylece sabah erkenden yarım saatlik mesafedeki Roma şehrine gidip, biraz turistik gezi imkanı buluyoruz. Vatikan, Collosium, Aşk Çeşmesi ve İspanyol Merdivenleri.. Hızlı bir tur. :)

Küçük gezimizden sonra 22 Eylül akşamı 18:30’da Porto Di Roma’yı ve İtalya’yı terk ettik. Yeni rotamız Corsica adasının Bastia limanı. Gece kuvvetli olan rüzgarımız, sabah iyice yükselen güneş ile bizi yine motor gücüne mecbur bıraktı. Ama soğuk geçen geceden sonra, sabah güneşi içimizi ısıttı yine. Gün doğumu ile gece nöbetindekiler dinlenmeye çekildi. Bu defa farklı türden iki büyük yunus yarıştılar bizimle. Kahvaltı misafirleri..

23 Eylül öğleden sonrası Bastia’ya vardığımızda saat 14:10’u gösteriyordu. Bastia, Corsica’nın kuzeyine doğru, dokusu ile bize Galaxidhi’yi hatırlatan ama mimarisinin elbette çok farklı olduğu bir liman kenti. Büyük ticari bir limanı olması yanında biz, çevresinde birçok küçük cafe nin olduğu, iskambilden evler gibi üst üste düşen binalarla çevrili küçük limanına bağlandık..

Teknenin şanzımanı ile ilgili işler ve beklenen servis dolayısıyla Bastia’dan çıkışımız 24 Eylül akşamı 18:30’u buldu. Limanı cepheden gören, her türlü tekne/deniz malzemesini bulabileceğiniz dükkanın sahibi misafirperver ve yardımsever Dominique ile vedalaşıp, St Tropez’e varış öncesi son seyrimize, gece yolculuğumuza başladık.

Corsica adasını iskelemizde bırakarak güneş ile vedalaştık. Adanın üzerinde çakan şimşekler ve bulutları arkamızda bıraktık. O havanın rüzgarları bize yaramıştı. Ful arma, jet gibi yol aldık tüm gece. İlk defa ay ışığının geç çıktığı, bu derece bol yıldızlı bir geceydi. Arkamızda bıraktığımız yakamoz örtüsü ve yakamoz ile beraber parlayan irili ufaklı deniz anaları birer lazer top gibi kayıyordu altımızdan. Sabah nöbet değişiminden sonra görünen balinayı, ne yazık ki uykudakiler kaçırdı :(

18-19 saatlik son seyrimizden sonra,öğlen 13:00’da St Tropez’nin biraz dışındaki Cogolin kasabasına, Marine De Cogolin’e giriş yaptık. Teknemizi bağladıktan ve netalandıktan sonra varış şampanyamızı patlatıp, 16 gün sorunsuz geçen yolculuğumuzu kutladık.

Aynı günün akşamı, M.A.T. 12 yarış ekibinin geri kalanları da, St Tropez’e vardılar. O kadar yol ve günden sonra, tekneleri Marine De Cogolin’de bağlı görmek, onlar için de çok güzel bir heyecan oldu..

Şimdi antrenman ve yarış zamanı… :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder